Mayıs 17, 2012

Metanet


   Her sabah güneş doğarken, yeni bir güne uyanırız. Hafif bir baş ağrısı, biraz mahmurluk olsa da üzerimizde güneş doğmuştur bir kere, gülümseyip selam etmek gerekir…
   Çok uzun değil sadece 1 dakika öncesine kadar önemsenmeyecek derece ateşim vardı. Peki şimdi? Her yanım alev alev iken, içim cayır cayır yanıyorken kıçı kırık bir soğuk algınlığı beni ne kadar etkileyebilir? Dakikanın dakikayı onu bırak, salisenin saliseyi tutmadığı şu hayatta neye en çok üzülebiliriz ki? Arkadaş kazığına mı, yoksa elimizden alınan oyuncağa mı, ya da terkedilişe mi… Büyüyoruz ne yazık ki, yükümüz artıyor. Sırtımıza aldığımız onlarca şey, sadece tartı üzerindeki rakamları değiştirirken bizden neler götürüyor farkında mısınız? Bir nefes alıp, aldığın nefesi geri verdiğin an bile değişiyor hayat ve değiştiği gibi de devam ediyor, sen tekrar değiştiremiyorsun! Baharlar geleceğine söz vermiyor belki hayat, kiminin ışığını söndürüyor kiminin de yolunu aydınlatıyor.
   Kışın ortası olmasına rağmen, güne güneşli başlamıştı 28 Ocak. Fakat farklı bir şey vardı anlayamadığım, bir gariptim. Hastaydım elbet ateşim vardı, ondandır dedim umursamadım. Erken bir saatte, hiç uyanmayacağım dakikalara gözlerimi açmıştım. Kalkıp bir iki lokma bir şey yiyip ilaç içmeye karar verdim. Yastığımla yorganımı kapıp televizyonun karşısına geçtim. Fakat insan hasta olduğunda duygusallaşır ve birine ihtiyaç duyar ya, ben de anneme ihtiyaç duymuştum. Sonuç olarak bir Alex değil, hala bir çocuktum. Annemi aradım, açmadı. İkinciye aramak adetim değildir, nasıl olsa tekrar arar derim. Fakat içimden bir ses ısrarla aramamı söylüyordu. Tekrar aradım ve açtı…
   “Anne?”
   “N’oldu Fulya?” Allah Allah annem bana ‘kızım’ demedi, evlatlıktan reddedecek değil ya neyse… Çok telaşlı bir ortamda olduğu her halinden belliydi, fakat nerede olduğunu sorduğumda küçücük çocuğa dahi yutturulamayacak bir cevapla karşılaştım, ne yazık ki onun da aklı yerinde değildi. “Evdeyim Fulya!” Hasta  olduğumu, ona ihtiyacım olduğunu, buraya gelip gelmeyeceğini sordum. Annem öyle umursamazdı ki, konuştuğum kişi sanki annem değil bir başka kadındı. Sinirlenip telefonu kapattım, üstelik “benden bir şey saklıyorsun” diye bağırarak… İkinci telefon bana değil bu sefer ablama geldi, içeriden bir çığlık “Ne diyorsun anne ne kazası!!”
   28 Ocak’tan bu yana ancak dile getirebiliyorum bu duygularımı. Şükürler olsun ki, hayat söz vermemiş olsa da baharları gösterdi bize. Belki de bu yüzden yazabiliyorum şu an hislerimi. Hayat öyle bir şey ki, aklını alıyor ve aldığı gibi de geri veriyor... Metanet!

1 yorum:

  1. aga, götümü zeus siksin okudum yazını.. çok hoş ya

    YanıtlaSil