Mayıs 11, 2012

Hovarda


   Hareketli bir gecenin ortalama saatlerindeyim. Bütün bir haftanın yorgunluğunu atmak amacıyla kendimi sokaklara atmışken, haftasonunun telaşına karşılık bir o kadar sessiz, bir o kadar da yalnızım.
   Arkadaşlarımın bulunduğu barın önüne gelmiş, içeri girip girmeme hususunda yine kendimle tartışıyordum. Kapının önünde durmuş düşünürken tam olarak ne yapmam gerektiğini ben de bilemiyordum ki, bir süre haraketli sokağın ortasında mal gibi dikildiğimin farkına bile varamamıştım. Omzuma çarpan bir diğer omuz nihayet kendime gelmeme sebep oldu. Ben kimim? Neredeyim? gibi aptalca sorular sorarken durumumun ciddiyetini farketmem üzerine kendimi sorgulamaya devam ettim. Olmak istediğim yerde miyim? Ya da daha doğru bir sual olarak, olmak istediğim kişilerle mi? Biraz daha düşünmenin akıl sağlığımı olumsuz etkileyeceğini düşünerek kendimi içeri attım. Kalabalık, sağırlık derecesinde yüksek ses, havada uçuşan shot bardakları… Kendimi kaybedeceğim, rutin bir gecenin başlangıcındaydım yine… Kızla erkek sayısının birbirini tuttuğu, sahteliklerin cirit attığı sonunun nereye gideceği belli olan sıradan bir gece…  Gülümsemeler, geyik muhabbetler, saçma sapan bir gösteriş! Her şey ne kadar da sahte geliyordu ilk defa gözüme. Ben mi değiştim yoksa içeridekiler mi yalan? Yoksa bir şeylerin farkına mı vardım sonunda? Bir süre daha izledim, fakat eksik bir şeyler, olmayan, olduramayan, bana aptalca gelen şeyler vardı. Boğuldum, daraldım… Ait değilim buraya ben de farkındayım. Peki neden buradayım? Gerçekleştirmem gereken bir ritüel haline gelmiş hayatıma aynı monotonlukta devam ediyordum. Ye, iç, eğlen, sarhoş ol ve sex… Bu kadar gerizekalı olamazdım, olmamalıydım. Tanrım ne kadar zavallıyım! Biraz nefes almak için kendimi kapı dışarı ettim. Merdivenin tekine sotelenmiş otururken sokaktan gelip geçenleri izliyordum. Farklı yüzler, farklı suratlar, kişilikler… Ne yapmalıydım? İçeriye girip her zaman olduğu gibi göt misali bir kafaya ulaştıktan sonra yanıma alacağım hatunla gecenin sonunu mu getirmeliydim? Yoksa bir sefer de olsa insan olup kendimi mi dinlemeliydim?
   ‘Şeytan’ diye adlandırdığımız varlık her zaman sol omzumuzdayken, hele bir erkek olarak ona uymamak çok zordur. Fakat artık benliğime yaptığım haksızlıklara daha fazla tahammülüm kalmamıştı.  Bana verilmiş bir görev olarak gördüğüm, sıradanlıktan bayağılaşmış gecenin böyle devam etmemesi gerektiğine kanaat ettikten sonra, sigaramdan bir fırt daha çekerek “sikerler” edasıyla izmariti fırlatıp ezdim. Bir nebze de olsa kendime saygımın arttığını düşünerek evimin yolunu tuttum. Nihayetinde muhabbetlerimize konu olan o meşhur şeytanın pabucunu kendisine iade ettim ve bir seferlik de olsa kendim olabilmenin hazzını yaşadım…

3 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazen farklı karakterlere bürünebildiğim için kendimden cidden korkuyorum hahaha :)

      Sil
  2. Değerli blog yöneticisi bloğunuzun uzun süredir takipçisiyiz ve önemli bilgiler veriyorsunuz. İş hukuku avukatı olarak başarılarınızın devamını dileriz.

    YanıtlaSil