Nisan 20, 2012

To be continued... (Part-3)


   --İskender eve dönmüş, sanki duvarlar onu yargılıyormuşçasına duyduğu hislerle dönüp duruyor adeta kendi iç sesiyle tartışıyordu. Elleriyle kafasını tutup kendine vurmaya başladı. Böyle yaparak aklındaki bütün düşünceler yok olup gidecekmiş gibi geliyordu, ne yazık ki başarılı olamadı. Peki şimdi ne yapmalıydı? Açıkça Belinle konuşarak aşkını ilan mı etmeliydi, yoksa hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam mı etmeliydi? "Lanet olsun!" diyerek New York'a gelmesine sebep olan ilişkisi aklına geldi. Hayatını alt üst eden unutamadığı o kadından sonra İskender'in tekrar aşık olmaya hiç niyeti yoktu. Sakinleşmek için Manhattan'ı en güzel yerinden gören camının önüne yerleştirdiği vizon rengi deri koltuğuna uzandı ve düşünmeye başladı. Olduğunu kabul etmediği fakat herşeye rağmen gerçekleşen olayla yüzleşmek üzere aklındaki karmaşayı şehrin puslu silüetine bıraktı...
 
Manhattan from EdgeWater
   --Kafasını kurcalayan bu durumu biraz olsun aklından çıkarabilmek için Eastvillage'ın yolunu tutan Belin, "İskender neden böyle yaptı?" sorusuyla  birlikte elinden eksiltmediği Four Roses marka viskisini yudumlayarak sabaha kadar düşündü. 'Aşk' sözcüğünün ihtimal dahilinde bile olamayacağını düşünerek bu davranışın temelinde yatan nedeni bulmak üzere aklını biraz daha karıştırdı, fakat yine de bir sonuca ulaşamadı. "En iyisi eve dönüp İskender'le yüzleşmek" diyerek bardan ayrıldı. Önündeki ilk taksiye atlayıp, "Edge Water, please!"
   Neredeyse gün aydınlanmak üzereydi. Taksiden inen Belin eve doğru yöneldi. Bu sırada İskender'in evde olup olmadığını düşünüyor, evde değilse nerede olabileceğini tahmin etmeye çalışıyordu. Kapının tamamen kilitli olmadığını farkeden Belin, İskender'in evde olduğunu anladı ve içten derin bir rahatlama hissetti. Evin giriş kapısı sağ tarafta açık mutfak olmak üzere geniş salona açılıyordu. Kapıyı sessizce kapatıp olabildiğince ağır adımlarla ilerlemeye başladı ve camın önündeki koltukta uzanan İskender'i farketti. Gördüğü görüntü ve hissettikleri karşısında kayıtsız kalamayan Belin kalbine saplanan bir sancıyla birlikte, gerçeklerden daha fazla kaçamayarak İskender'e aşık olduğunu kendine itiraf edip, göz yaşlarını içine dökerek sessizce ağlamaya başladı. "Herşey çok güzel olabilirdi!" diyerek aşkını son anda anladığı , yakın zamanda tamamen gidecek olan adama karşı göz yaşları sel olup akmıştı. Odasına geçti ve kapıyı kapattı...

   TK9861 sefer sayılı uçağına yetişmek üzere, bir kaç kişisel eşyasını yerleştirdiği ufak bavulunu eline aldı İskender. Sanki o gün hiç yaşanmamış gibi uçak gününe kadar normal bir şekilde hayatlarına devam etmişlerdi. Fakat şu an ikisinde de ne dayanacak güç ne de bekleyecek dakika kalmıştı. Bu sessizliği bozan Belin göz yaşlarına daha fazla hakim olamayarak,
   "İskender, gitme lütfen seni seviyorum..." 
   Seni seviyorum... İskender bu kelimeyi sanki Belin tekrarlıyormuşçasına defalarca işitiyordu. Tek bir kelime dahi etmeyen İskender, Belin'e yaklaştı ve apayrı hislerle ilk defa Belin'in dudaklarına dokundu.
   "Hoşçakal!"
   Bavulunu eline alan İskender arkasına hiç bakmadan kapıyı kapattı, sonuç olarak ardına bakarsa bir daha geri dönemeyecekti. Evin önünde onu havaalanına götürmek üzere bekleyen taksiye atladı ve JFK havalimanına doğru ilerledi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder